Tarım Bakanı Mehdi Eker bu sabah yaptığı basın toplantısında yaş çay üreticisine verilecek taban fiyat ve destekleme primini (sadakaları) açıkladı.
Çay üretiminin öneminden ve üreticiye hükümetin verdiği destekten bahseden Bakan Eker, 350 Çay-Kur çalışanının işçi statüsünden memur statüsüne alındığı müjdesini de, bu önemli haberi de, vermeyi ihmal etmedi.
Geçen yıl 63 YKR olan yaş çay alım fiyatı 85 YKR’ye çıkarıldı. Bu fiyat üreticiler tarafından beğenilmedi.
Eker tüketiciler, verimlilik ve rekabet hakkında herhangi bir açıklama yapmadı.
Adalet sisteminin en çok tartışılan noktalarında önemli değişiklikler geliyor. NTV’nin edindiği “yargı reformu taslağı”na göre hakimler ve savcılar yüksek kurulu kararlarına itiraz yolu açılacak.
Anayasaya göre üçüncü dönem devlet başkanı olması mümkün olmayan diktatör Putin kendisinin iktidardaki gücünü minimum seviyede kısıtlayacak bir oyunla Medvedev’i devlet başkanı kendisini de başbakan seçtirdi.
Medvedev Putin’in ekibi içindeki en liberal isim olsa da Putin’den ne kadar bağımsız davranabileceği merak konusu. Medvedev önceliğinin sosyal ve ekonomik özgürlük (Özgürlük ve Zenginlik) olduğunun vurgusunu yapıyor.
Putin devlet başkanlığından ayrılmadan hemen önce şark kurnazlığını kanıtlarcasına yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmasını büyük ölçüde engelleyen bir kanunu imzaladı.
Otokratik gelişmenin başarısına (Her türlü muhalefetin ezilerek siyasi istikrarın sağlanması ve büyük şirketlere el koyularak buradaki zenginliği sadaka olarak topluma dağıtmak) örnek olarak gösterilen ve Türk ulusalcılarının imrenerek baktığı Putin, “medya patronu damadı” bir yazarımızı coşturmayı başarmışa benziyor.
Gıda fiyatlarındaki artış Avrupa Birliği içinde Ortak Tarım Politikası’nın reforme edilmesi yönündeki çağrıları güçlendiriyor.
Zira artan fiyatlar zaten sübvanse edilen çiftçilerin kazancını daha da arttırıyor.
Yanlış politikalar sonucu “tereyağı dağları ve süt gölleri” oluşmasını önleyemeyen AB’nin tarımda serbestleşmeye gitmesi en çok da fakir ülkelerin işine yarayacaktır.
New York Times’ta Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarını ele alan makalede Türkiye’nin kendi İslam anlayışını bu ülkeye taşıdığından bahsedilmiş.
Gülen’in söylediği ifade edilen söz modern İslam anlayışının özeti niteliğinde: “Without science, religion turns to radicalism, and without religion, science is blind and brings the world to danger.” (Bilim olmadan din radikalizme kayar, din olmadan ise bilim kördür ve dünyayı tehlikeye atar.)
Yazının sonunda çocuğunu Türk okuluna gönderen Pakistanlı bir velinin söyledikleri de Türkiye muhafazakarlarının kulağına küpe olacak cinsten: "America or the West was always behind every fault, every problem. Now, in my practical life, I know the faults are within us.” (Her hatamızın her sorunumuzun arkasında Amerika ya da Batı'nın olduğunu düşünüyordum. Şimdi kendi tecrübelerimle öğrendim ki asıl problem bizim içimizde.)
Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Soli Özel The Economist’in geçen haftaki sayısını sınav konusu yapacağını öğrencilerine söylemiş. The Economist’in o sayısı gerçekten çok güzeldi ve biz de buradan haber aktarımına devam edeceğiz.
Meksika ekonomisini ele alan bir makalede sanayileşen kuzey ile geri kalan güneyin çatışması aktarılıyor.
NAFTA’ya girdikten sonra Meksika Amerikan sermayesini çekmeyi başarmış ve böylece bu ülkeye yılda 40 milyar dolar kadar dış ticaret fazlası verir hale gelmişti.
Amerikan sermayesi daha çok kuzeye yatırım yaptığından güney bu artan refahtan faydalanamıyor. Bu durum da doğal olarak sosyal çalkantıya neden oluyor.
Başkan Felipe Calderon kuzeyden daha çok oy olurken son seçimdeki rakibi solcu popülist Lopez Obrador güneyde daha üstündü. Bu durum çatışmanın siyasi ve sosyal boyutlarını büyük ölçüde berraklaştırıyor.
Giderek artan kağıt talebini karşılayamayan kağıt üreticileri ormanların kullanıma açılması için hükümete teklif götürüyor.
2001 yılında 750 milyon dolar olan kağıt ithalatı bugün 3 milyar doları aşmış durumda. Türkiye’deki selüloz üretimi de bu süreçte tamamen bitti. Üreticiler “Finlandiya Modeli”ni tavsiye ediyorlar. Finlandiya ile Türkiye’nin ormanlık arazilerinin büyüklüğü aynı olmasına rağmen ormanın katma değeri Türkiye’nin tam 50 katı büyüklüğünde.
Ancak anayasanın 169. maddesinin 2. bendinde yer alan, "Devlet ormanları, devletçe yönetilir ve işletilir" ifadesinin değiştirilmesi gerekiyor. Zira ormanların işletimi özel girişimciye açılamıyor.
Ormanların ekonomiye kazandırılması ve bunun özel girişimle yapılması Türk ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır.